Selamlar sevgiler. Finlandiyalı müzik grubumuz Amorphis yeni albümü Queen of Time’I huzurlarımıza çıkarttı. Uzun zamandır yazı yazmıyordum, bir heves kırıklığı da vardı nedense ama Amorphis’in yeni albümü dinleyince yazamadan duramayacağıma karar kıldım.

Başta kendilerine müzik grubu dedim, metal grubu vs. gibi ekler ekleyebilirdim ama bence en önemli kısımları müzik. Death metal başlayıp sonrasında folk/progressive tarzlara yönelmeleri, clean vokallerle bambaşka tonlara büründüler ve yeni şeyler denemekten asla vazgeçmediler. Bu albüm de bunun bir sonucu. İlk dinlediğimde kulaklık kulağımdan düşmeden albümü bitirdim ve çıkarttığımda “WOW” dedim sadece. İstikrar bu albümü en güzel tanıtan cümle. 30 yıllık kariyerinde 30 yıl sonra bu albümü çıkartabilmiş olmak gerçekten şapka çıkartılası bir hareket ve diğer müzik grupları da örnek alsa keşke.

Dünyada ki ilk göz ağrım Finlandiya’dan gelen metal prenslerinin 13. Albümleri 12 şarkıdan oluşuyor.

  1. The Bee
  2. Message In The Amber
  3. Daughter Of Hate
  4. The Golden Elk
  5. Wrong Direction
  6. Heart Of The Giant
  7. We Accursed
  8. Grain Of Sand
  9. Amongst Stars
  10. Pyres On The Coast
  11. As Mountains Crumble (DIGI Bonus)
  12. Brother And Sister (DIGI Bonus)

İlk Şarkı “The Bee” albümü güçlü bir şekilde açıyor. orta çağ öncesi ilahimsi tonları arka planında barındıran şarkı ağır bir şekilde de albümün temelini çok iyi bir şekilde atmakta. Güzel bir şekilde albümün özetini, veya daha doğrusu önsözünü güzel bir şekilde çıkartmakta.

İlk şarkımızı takip eden “Message in the Amber” Şarkının temposu sürekli değişken. Hızlı güzel tempo başlarken duraksayıp hafiflerken sonrasında yeter be senden diye bağırıp brutalin girmesiyle sertleşirken, nakaratta ise folk (halk müziği en iyi çeviri olacak diye düşünüyorum) elementlerin girmesi şarkıyı patlatıyor en üst seviyeye.

“Daughter of Hate” ise klasik bir Amorphis şarkısı. Çok değişmeden özlerinin değişmediğini de gösterme amacı ile güzel bir şarkı olmuş. Nakaratı akılda kalıcı ve özellikle beni klavye tonları beni benden aldı. Son zamanlarda Tuomas Holopainen Nightwish canlı şovlarında da bu tonu kullanıyor ve gerçekten çok hoşuma giden bir ton. 4. Sırada ise “The Golden Elk” kendisine yer buluyor. Bu şarkı ile ilgili anım ise şu şekilde. Dinliyordum kendimden geçmişi sonra geri aldım telefonu elime ve be ne ya diyerek tekrar başa sardım şarkı bitimini bekleyemeden. İlk saniyesinde kendisine aşık eden şarkılar vardır, bu da öyle bir şarkı. Özellikle lead gitar beni benden alıyor iken, clean ve brutal vokallerin keskin geçişleri şarkının özünü oluşturan en önemli parçalar. Nakarattaki lead, ve şarkının geneli boyunca muhteşem bir ses efekti duvarı varmışçasına sürekli arkada muhteşem işliyor. Biraz orta doğu havasında solo ve orkestrası ise hiç beklemediğim bir yerden çok güzel bir şekilde dahil olmuş şarkıya. Orphaned Land ile fazla konsere beraber çıkınca sonuç bu oluyormuş demek ki.

“Wrong Direction” albümden çıkan ikinci single ve klip çalışması olarak geldi. Yine lead gitar o kadar yağ gibi akıyor ki kendinizi sadece gitarı dinlerken kaptırıp gidiyorsunuz. Yine bir klasik Amorphis şarkılarından.

Kendisini takip eden “Heart of the Giant” ise klasik ile yeni arasında sıkışmış bir şarkı bence. Orphaned Land ile düet yaptık bu şarkıda deseler inanırım, veya ülkemizden Almora deseler inanırım. Şarkı ortasına kadar klasik bir Amorphis olarak giderken, sonrasında Ortadoğu tınıları ile birleşiyor ve arkadaki orkestra balın üzerine kaymağı sürmüş oluyor. Ne kadar metal sert olursa olsun, klasik müzik tabanını ve orkestrayı her zaman rock/metal karışımına çok yakıştırmaktayım ben. Bunun sonucu bazen Ortadoğu tınısı da veriyor ama bunun bölge ile alakası yok tamamen bence şarkının Ruhuna kendisinden daha da çok şey katmasıyla alakalı. Klavye tonları da Ortadoğu’msu tarzdan nasibini almış kısa olup beni üzse de güzel bir şarkı. Sadece bu orkestra varken daha güçlü bir bitiriş beklerdim.

“We Accursed” folk bir tema ile başlayıp sonrasında grubun özüne dönen şarkılardan. Ardından gelen “Grain of Sand” şarkıyı Ortadoğu tınısı ile açıp sonrasında kenara iterek kendisini sertliğe ve hüzüne veriyor iken, sonrasında bir anda kuraklığın arasında açmaya çalışan çiçek gibi kendisini yeşertmeye çalışıyor. Şarkı albümdeki en az sevdiğim şarkı olsa da, sonuna yaklaşırken kendisini solosu ile affettiriyor.

Anneke van Giersbergen!!! Demek istiyorum. “Among Stars” şarkısı kapanışa gelirken albümün genelinde en sevdiğim özelliği olan yağ gibi akan lead gitar eşliğinde clean tonda giderken Anneke ile buluşarak kendi kalitesini katlıyor darken, nakaratta ise arkadan coşturan brutaller şarkıyı top noktaya koyuyor. Bu haydi headbang yapayım coşayım edeyim şarkısı değil. Kulaklığımı takayım, dünyadan kopayım 4 dakika 50 saniye boyunca sadece bu şarkının mükemmelliğine konsantre olayım şarkısı.

“Pyres on the Coast” ile alışmışın dışına çıkarak (ki son dönem albümlerinde çok rastlar oldum) en iyiyi sona saklama gibi bir durum var. Albümün genel bütün tonu, sertliği, yumuşaklığı, lead tonları, orkestrası, klavye/gitar solosu, ara slow kısmı ile muhteşem bir final olmuş. Şarkı öyle bir kategoride ki, gözümü kapatayım şarkıyı dinleyim deseniz o kategoride, ama aynı zamanda konserde bağırayım çağırayım derseniz oraya da, konserde kendimden geçip headbang yapacağım derseniz bu kategoriye de uymakta. Yavaş ama güzel bir başlangıç, sekte vermeyen ara bölüm ve nokta atış bir final.

Albüm normalde 10 şarkı ama dijital platformlarda 12 şarkı olarak geçiyor. Apple music, spotify gibi platformları kullanıyorsanız 12 şarkı görebilirsiniz. Japonya için birde ayrı 13. Şarkı “Honeyflow” bulunuyor. Açıkçası son iki bonus şarkı albümün içerisinde olsa biraz filler şarkı olurmuş havası var, kalsik Amorphis şarkıları ama şu da var, albüm içerisinde bonus olarak değil, standart olarak yayınlasalar da asla sırıtmayacak şarkılar. Bonus olmasalardı, genel olarak grupların yaptığı, arada ton düşürüp dinlenmeye yer açıyorlar derdim ve hiç yadırgamazdım.

Sonuç olarak alın bu albümü veya dijital platformlardan ekleyin listelerinize. Dinleyin, defalarca dinleyin! O kadar güzel olduğunu idda ettiğim ve son zamanlarda dinlediğim gerçekten en iyi albümlerden birisi olmuş. Bu yazıyı yazarken de dinliyordum ve yazı bittikten sonra albümü geri başa almış olacağım. Hepinize iyi keyifler. Müziğin tadını çıkartın.