Nu-metal devleri Korn’un 12. stüdyo albümleri Serenity of Suffering 21 ekim’de raflarda yerini aldı.

Albüm Roadrunner etiketli, Nick Raskulinecz’in yapımcılığını üstlendiği bir albüm. Açıkçası ilk dikkat çeken şet, Korn’un 2003 yılında Take a Look in the Mirror albümüden sonra, (ki bence Korn’un en az satan albümü olmasına rağmen en iyi albümüdür, Jonathan’ın sesinin en oturduğu, en sert albüm) sonra çıkan en sert albümleri. Saçma pop, dubstepten kurtulmuşlar en sonunda.

Albüm’de dikkatimi çeken şey, önceki albümde sertleşmeye başlamıştı ve bu kesinlikle beklediğimiz Korn albümü. Burada en büyük etkinin Brian olduğunu düşünüyorum. 2003’te ayrılmasından sonra Korn’un seçtiği yol ve Brian dönüşünden sonraki iki albüm, Korn müziğinin asıl kaynağını bence açık bir şekilde ortaya koymakta.

Eğer albüm 90 sonları 2000 başları çıkmış olsaydı, gerçekten aradığımız korn albümü derdik. Bir Untouchables ve Take a Look in the Mirror havası vokkallerde yoğun iken, Followe the Leader en çok olmakla beraber hafif Issues’da rifflere havasını katıyor..

Albümü dinlerken eskilerden bir toplama yapıp ortaya güzel bir melodi koymuşlar gibi. Riffler ve bateri ilk 3 albümün tadını verirken, jonathan daha çok Untouchables’daki performansına yakın bir ses ile söylemekte.

Albümün ikinci tanıtım şarkısı olarak seçtikleri Insane, Untouchables havasında, albümü ilk dinlemeye başladığınızda sonunda beklediğimiz Korn bu işte hissini veriyor.

Rotting in Vain, ilk olarak albümden canlı söyledikleri, sonrasında ise ilk sinle olarak sundukları şarkı. Biraz bakın ölmedik, yıkılmadık ayaktayız imajını veriyordu. Eskilerden Twist’i anımsatan, genel olarak ise Falling Away from Me havasında dört dörtlük diyebileceğim bir şarkı.

Black is the Soul, yine sound olmasa da, vokallerin tamamen Untouchables’dan çıktığı bir şarkı. ağır ama yayık bir riffle başlarken sonrasında çok daha net bir hale alıyor. Klasik bir Korn havası yine.

The Hating, tam olarak özlenen Korn şarkısı. Bass’ın hakim olduğu daha sert bir açılış ile geliyor. Jonathan hip-hop, sonra scream, sonra Untouchables havası söyleme sonra geri hip-hop karışımı bir havada söylüyor şarkıyı. Albüm kendisini çok tekrar ediyor gibi geliyor ama o tempoda hemen sonra ne var diye heyecanla bekliyorsunuz.

A Different World, Slipknot’tan tanıdığımız Corey Taylor ile düet. Önceleri de arkadaşlıkları bilinir bu iki grubun. (Karmaşıklık olmasın diye link vereceğim sadece mutlaka dinleyin: Sabotage). Şarkının downtune olması biraz kötü, Corey ile olduğu için üçüncü tanıtım şarkısı olarka bu şarkıyı koydular bence ama Corey’in sesini daha baskın isterdim aslında. Çok daha hareketli yüksek tempo bir havada ama daha ağır downtune bir tonda orta şeker bir şarkı bence.

Take Me. Klasik Korn albümlerindeki şarkı sözlerine sahip bir şarkı. “I feel it ripping, I feel it scarring me”. “Beni parçaladığını, beni yaraladığını hissediyorum”.

Everything Falls Apart. 90’lı yıllar sonu Korn havası var şarkıda. Davis’in sesi inanılmaz. Biraz ürkütücü bir ton diyebileceğim havada şarkı. Ağır bir şarkı gibi duyulsa da enerjisini çok iyi yayıyor. Orta kısımında bir an Nightmare Before Christmas’a giriyor gibi ürpertici bir havaya bürünüyor. Dinlerken söylemesi en hoşuma giden şarkılardan biri oldu.

Die Yet Another Day, Albümün ağır biraz da slow olan şarkısı ama Korn standartlarında tabiki. Untouchables’da olsa farklılığı asla fark edilemeyecek bir şarkı. Jonathan’ın ağır derin vokalleri ön plana çıkıyor. Riffler burada biraz daha hafif kalıyor, sound ağır gibi ama kalım mi’nin eksik olduğu bir parça.

When You’re Not There. Albümde Brian’sız dönem etkilerini olduğu şarkı diyebiliriz. Şarkı sözlerinden yine kaybeden bir şarkı ama kendinden önceki şarkı gibi nakaratı akılda kalacak özellikte ama şarkının sanki turntable’da söyleniyor havası albümden uzaklaştırdı beni bir an.

Next in Line. Make Me Bad havası var şarkıda. Turntable etkilerini Jonathan’ın sesini oynamadan yapmaları biraz daha düzgün bir hareket olmuş. Jonathan’ın screamleri biraz gereksiz geldi bana burada, arada hip-hopa kaçan bir şarkı yine, albümün metal’den en uzak şarkısı diyebilirim.

Please Come for Me. Giriş Riffleri hiç Korn’dan beklenmeyecek bir havada giriyor. Albümün son şarkısı. Hafif bir tonda albümü bitirmek istemişler. Insane ile ağır giren, Jonathan’ın melodik sesi ile, ara screamler ile eski albümlerden bir derleme olmuş bir şarkı. Açıkçası pek beğenmedim desem yalan olur ama çok ta beğenmedim. Genel bir Korn özeti olmuş bir şarka o yüzden kapanışa uymuş.

Albüm’ü Spotify veya Apple Music üzerinden dinliyorsanız Deluxe edition mevcut albümlerin.

Baby (Justin Bieber Değil) ve Calling me Too Soon. Baby albümde olsa, bir deluxe edition ek şarkısı olmasa çok daha uyarmış bence. Son üç şarkı yerine koysalar daha memnun olurdum. Dizeleri hafif sanki şarkı cover’ı havasında gitse de nakaratlarda büyüledi beni Jonathan’ın sesi. Calling me Too Soon, Baby ile aynı görüşlerde olduğum bir şarkı. Jonathan’ın sesi beklediğimden daha sert, yine 90’lı yıllar havasında orta bölüm ile keşke albümde bu olsaydı dediğim diğer deluxe edition şarkısı.

Japonya’ya özel birde üçüncü şarkı Out of You bulunuyor ama bizim elimizde yok maalesef.

Serenity of Suffering Korn’un son (en az) yıllarda çıkarttığı en ağızda ve akılda kalıcı albüm. Şarkı sözleri albümün en kötü yanı olsa da, onun dışında oldukça iyi bir albüm. Böyle bir albüme kavuşmuş olmaktan dolayı çok mesudum 🙂